20 Kasım 2021 Cumartesi

-FETÖ’nün Zirve cinayetlerinden sonra yaşadığı tedirginlik…

 -Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen ve 1’i Alman uyruklu 3 misyonerin öldürüldüğü Zirve Yayınevi FETÖ kumpas davasında yargılanan eski jandarma istihbarat Uzman Çavuş Zirve Yayınevi olayından sonra cemaatin yaşadığı büyük tedirginliği anlattı… “Mahrem imam yurtdışına kaçırıldı”
- Mahrem imamlar; “Evet, deşifre olunca örgüt bizi Dubai’ye gönderdi”

 




  www.malatyayenises.com saldırıya uğraması nedeniyle haberler geçici olarak malatyayenises.blogspot.com üzerinde yayınlanmaktadır.



Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen ve 1’i Alman uyruklu 3 misyonerin öldürüldüğü Zirve Yayınevi davasında FETÖ silahlı terör örgütün adına jandarma personeline kumpas kurarak davaya dahil edilmelerine ve yaklaşık 4 yıl tutuklanmalarına neden olan 1’i tutuklu, 5’i yurt dışında firar olan toplam 10 sanıklı Zirve Yayınevi FETÖ Kumpas Davası sanıklarından olan jandarma eski istihbarat personeli olan FETÖ’den itirafçı uzman çavuş Adnan Dinçer,  mahkemeye verdiği ifadesinde; kendisinden sorumlu FETÖ mahrem imamın Zirve Yayınevi olayından sonra yurtdışına kaçırıldığını belirterek, “Bu cinayetle ilgili olarak şüpheli bir durumunun olduğunu anladım” dedi. 2 jandarma mahrem imam olan eski öğretenler ise örgüt tarafından Dubai’ye gönderildiklerini itiraf ediyor.

 

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca, biri Alman 3 kişinin öldürüldüğü Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin soruşturma sırasında FETÖ'nün talimatıyla, kendilerinden olmayan askerleri engellemek ve örgüt mensubu askerlerin önünü açmak için "İhbar mektupları" gönderilmesine ilişkin, örgütün sözde TSK imamı Hamdullah Bayram Öztürk, sözde teknik işlerden sorumlu yardımcısı "Metin" kod isimli Rıdvan Akovalı, sözde Jandarma Genel Komutanlığı sorumlusu "Atilla" kod adlı Suat Yiğit, sözde Diyarbakır bölge sorumlusu "Latif" kod isimli Nihat Keskin, mahrem imamlar Mehmet Ali Badak ve  Özgür Birdal  ile  sözde gizli tanık İlker Çınar’ında arasında yer aldığı 1’i tutuklu, 5’i firarda olan 10 sanık hakkındaki Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın dosyasında ilginç ifadeler bulunuyor.

 

-“Evime geldiğinde çok telaşlıydı, Bana bazı sıkıntılar olduğunu ve Malatya'dan gideceğini söyledi”

 

Davada tutuksuz yargılanan ve Zirve Yayınevi döneminde Malatya İl Jandarma Komutanlığında istihbarat personeli olarak çalışan eski uzman çavuş Adnan Dinçer  ifadesinde; “Malatya'da bu Zirve Yayınevi saldırısı gerçekleştikten sonraki tarihle emniyetteki ifademde belirttiğim Vahdettin kod adlı Özgür Birdal  ile kendi evimde görüşmüştüm. Vahdettin kod evime geldiğinde çok telaşlıydı, Bana bazı sıkıntılar olduğunu ve Malatya'dan gideceğini, cemaatin başka bir yere kendisini tayinini çıkaracağını söylemişti. Ben de kendisine sıkıntının ne olduğunu sorduğumda, o dönem Malatya İl Jandarma Komutanı olan Mehmet Ülger ve çalışma arkadaşlarının Zirve Yayınevi cinayetleri ile ilgili olarak bir dosya hazırladıklarını, bu dosyada kendisinin de isminin geçtiğini öğrendiğini, bu dosyayı Jandarma Genel Komutanlığına göndereceklerini duyduğunu, bu sebeple de görev yaptığı Elazığ'dan ayrılması gerektiğini bana söyledi. Ben bu görüşmeden sonra Vahdettin ile o dönem hiç görüşmedim. Bir iki yıl geçtikten sonra Muğla ilinde okul müdürlüğü yapan yeğenim H.D.,  beni aradı ve yanında beni tanıyan biri okluğunu söyleyerek telefonu ona verdi, Kendisi ile görüştüğüm an bu şahsın sesinden hemen zaten Vahdettin kod adlı şahıs olduğunu unladım. Halimizi hatırımızı sorduktan sonra Muğla’da ne yaptığını sordum. Kendisi de bana Menteşe ilçesinde bağlı Bayır Kasabasında okul müdürlüğü yaptığını, yeğenim H. soyadının D. olduğunu öğrenince akrabam olduğunu anladığım ve bu şekilde beni aradıklarını söyledi. Kendisiyle bu şekilde görüşmemiz olunca daha önceki görüşmemize de bahsettiği üzere cemaatin kendisini buraya tayin ettirdiğini anladım.” İfadelerini kaydetti.

 

-“Mahrem imamı yurtdışına kaçırmışlar…”

 

2009-2010 yıllarında hatırlamadığım bir tarihte bu Vahdettin kod adli şahıs kapımı çaldı. Kafasında siyah bere vardı ve sadece gözleri gözükür şekilde giyinmişti. Ben kendisinin bu şekildeki giyinmesinden de tedirgin olduğunu anladım. Eve davet ettim. Kendisi ile sohbet ettik. Halini hatırım sorduğumda başlarına çok iş geldiğini, Elazığ’dan Muğla'ya tayini, çıktıktan sonra cemaatin karı-koca kendilerini meslekten istifa ettirdiğini, sonra kendilerini İstanbul’da bir eve götürerek bu eve yerleştirdiklerini, daha sonra da Zirve Yayınevi cinayeti davası gündemden düşmeyip de kendisinin de tutuklanma ihtimalinin bulunduğundan, kendisini ve eşini cemaatin yurtdışına kaçırdığını, daha sonra ortalık sakinleşince ülkeye geri döndüğünü ve muhtemelen öğretmenliğe geri döneceğini, Malatya'ya da kayınpederini ziyarete geldiğini söylemişti. Ben tam olarak Vahdettin kod adlı şahsın bu Zirve Yayınevi cinayeti ile ilgisini bilmiyorum. Ancak bu anlattığım olayları ve kendisi ile yaptığımız görüşmeleri göz önüne aldığımda, bu cinayetle ilgili olarak şüpheli bir durumunun olduğunu anladım.  Zira dediği şekilde gerçekten tayini de gerçekleşmişti.”

 

-“Mahrem imama operasyon yapılacaktı, engelledim”

 

Malatya’da çalışırken FETÖ mahrem imamlarına il komutanı ve il komutanının yaptığı görüşmeler ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aktardığını da itiraf eden eski istihbaratçı uzman çavuş Adnan Dinçer,  Malatya İl Jandarma Komutanlığının 2006 yılında FETÖ mahrem imamına yönelik operasyonunu da engellediğini de itiraf ederek olayı şu şekilde anlattı; “Tarihini tam hatırlamadığım bir günde Mehmet Çolak (FETÖ kumpası ile cezaevinde 4 yıl yattı)  yanıma geldi ve bana hitaben; ‘Hemen çıkalım ihbarda bulunacağız’ şeklinde söyledi. Ben de kendisine; ‘Ne ihbarı?’  şeklinde söyledim. Akabinde bana hitaben; ‘Elazığ'dan Malatya'ya bir araç gelecek, içinde silah ve mühimmat var. Malatya'da eylem yapacak’ şeklinde sözler söyledi ve gelen aracın plakasını da bana söyledi. Plakayı söyleyince ben de bu plakanın Özgür Birdal'a ait olduğunu anladım. Bunun üzerine hemen Vahdettin kod adlı özgür Birdal'ın acil durumlarda aramamız için vermiş olduğu şu an numarasını hatırlamadığım numarasını kontörlü hattan aradım ve bu hafta sonu Malatya'ya gelip gelmeyeceğini sordum. O da geleceğini söyledi. Ben de kendisine kendi aracı ile gelmemesini, dolmuş ile gelmesini söyledim ve sonrasında Malatya'ya geldiğinde olayı kendisine anlattım. Ben, bu aramayı tarihini hatırlamadığım bir Cuma gününün akşamı 2006 yılında yaptığımı hatırlıyorum. Aradığım kontörlü hattın yerini de istenilmesi halinde gösterebilirim.  Özgür Birdal'dan sonra Orhan Kod adlı Nihat geldi onunla fazla görüşmem olmadı, sonra Mehmet Ali Badak ile fazla görüşmemiz olmadı ondan sonra Maden Mühendisi biri vardı onunla görüştüm sonra Adana iline tayin oldum gittim.”

 

-Mahrem imamlar; “Örgüt bizi Dubai’ye gönderdi”

 

Jandarma mahrem imam ve eski öğretmen Özgür Birdal’da mahkemedeki ifadesinde; “Mahrem imam olarak 2006 yılının sonlarına doğru deşifre oldum. Ben görevi öğretmen Mehmet Ali Badak’a devrettim. Dönemin Alay Komutanı Albay Mehmet Ülger, cemaate karşıydı. Ve bizi deşifre etti. Alay Komutanının her adımını takip ediyorduk, ziyaretlerini ve görüşmelerini biliyorduk.  Zirve Yayınevi davasına gönderilen ihbar mektupları FETÖ’nün yazım jargonuna benziyor. Zirve Yayınevi cinayetleri sonrasında Jandarma Genel Komutanlığında örgütün üst düzey yöneticisi olarak bildiği Rıdvan Akovalı Malatya’ya geldi ve havaalanında alarak bir internet kafeye bıraktım, daha sonra 2 saat sonra geri alıp havaalanına bıraktım. Deşifre olmamız nedeniyle öğretmenlikten istifa ederek örgütün TSK imamı olan Hamdullah Öztürk tarafından 2008 yılında diğer mahrem imam Mehmet Ali Badak ile birlikte Dubai’ye gönderildik.”

 

Jandarma mahrem imamı ve eski öğretmen Mehmet Ali Badak ise verdiği ifadesinde sorumluluğundaki jandarma personelinden örgütün istemiş olduğu bilgileri aldığını itiraf ederek, 2007 Ocak’ta deşifre olunca örgütün yönlendirmesi ile öğretmenlikten istifa ettiğini ve örgüt tarafından yurtdışına gönderildiğini mahkemede anlattı.

 

 

Zirve Yayınevi Davasına dahil edilerek tutuklanan, yargılama sonucunda beraat eden Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Malatya eski İl Jandarma Komutanı Emekli Kurmay Albay Mehmet Ülger, dönemin Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Yarbay Haydar Yeşil, İnönü Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ruhi Abat, dönemin İl Jandarma Komutanlığında görevli Astsubaylar Abdullah Atılgan ve Murat Göktürk, uzman çavuşlar Mehmet Çolak, Adil Akçay ve Adem Gedik ile sivil Levent Kağan Türk’ün (Levent Gelegen) FETÖ’nun kurduğu kumpas nedeniyle davada mağdur olarak yer alıyorlar. Mağdurların büyük bir bölümü yaklaşık 4 yıl cezaevinde tutuklu kalmıştı.

 

Davanın sanıklarından İlker Çınar tutuklu yargılanırken, eski istihbarat uzman çavuş Adnan Dinçer, jandarma mahrem imam öğretmenler Özgür Birdal ve Mehmet Ali Badak tutuksuz, FETÖ’den tutuklu Nihat Keskin ile birlikte halen yurtdışında firar olan TSK imamı ve örgütün yaın organi Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı  Hamdullah Bayram Öztürk, sözde teknik işlerden sorumlu yardımcısı "Metin" kod isimli Rıdvan Akovalı, sözde Jandarma Genel Komutanlığı sorumlusu "Atilla" kod adlı Suat Yiğit, Deniz Civelek ve Nihat Özçelik yargılanıyor.

 

Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen olay da misyoner kitaplarını satışını yapan Zirve Yayınevi’nde 1’i Alman uyruklu 3 misyonerin öldürülmüştü. Olayın şüphelisi olarak 5 genç, olay yerinde suçüstü yakalanmış ve 12 yıl süren yargılama sonucunda her sanık 3’er kez “ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası ile 39’ar yıl 9’ar ay hapis cezası almıştı.




17 Kasım 2021 Çarşamba

MTÜ’den Şehit Çocuğuna Ceza!..

 


malatyayenises.com'da yayınlanan bu haberden sonra site saldırıya uğramış ve haberler silinmiştir.




Malatya’da alçak terör örgütüne boyun eğmediği için evi basılarak çocukları ve yeğenlerinin de olduğu 11 kişinin gözleri önünde kurşuna dizilen kahraman şehit köy muhtarının oğluna; çalıştığı Malatya Turgut Özal Üniversitesi’ndeki bazı durumları İl İnsan Hakları Kurulu’na bildirince, “Rektörlüğümüzü şikayet etmeniz nedeniyle size uyarı cezası verildi” tebliğinin gönderildiği ortaya çıktı. Şehit çocuğunun dilekçesinde devletin tüm güvenlik birimlerince araştırılması gereken çok ciddi iddiaları var.

 

Sık sık Ankara’da Beştepe bürokratları ile hatıra fotoğrafı paylaşarak, yasa ve yönetmeliklere uymadığı iddia edilen idare anlayışına tepki gösteren personel üzerinden psikolojik baskıyı amaçladığı öne sürülen MTÜ Rektörü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut’un bir şehit yakını üniversite personeli için yaptığı cezai işlem tepki topladı. 

 

 

-Evi basıldı, 11 kişinin gözleri önünde kurşuna dizildi

Terör olaylarının arttığı, alçak terör örgütü PKK’nın aynı zamanda kendilerine yardım ve yataklık etmeyen muhtarları da şehit ettiği dönemdi. Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Kelhalil Köyünde terör örgütüne karşı duran, alçak terör örgütü PKK’yı köyüne sokturmayan ve bir oğlu da o dönem uzman çavuş olan muhtar Hasan Özhan’ın 22 Temmuz 1994 tarihinde saat 20.30’da evi basıldı, muhtar evde büyük çoğunluğu çocuk ve kadın olan 11 kişinin gözleri önünde şehit edildi.

 İşte o gece babasının şehadetinde son nefesini verirken yanı başında olan şehidin çocuğu Tahir Özhan, çalışmış olduğu Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde rahatsız olduğu bazı konuları İl İnsan Hakları Kurulu’na bildirerek şikayetçi oldu.

 

-Şehidin çocuğu üniversitede şoför olarak çalışıyor…

 

Alçak terör örgütü tarafından babası gözleri önünde şehit edilen Tahir Özhan, İnönü Üniversitesi’nde görev yaparken, kuruluş aşamasında Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde “Şehit yakını kadrosu” ile şoför olarak görev yapmaya başladı.

 

Şehit çocuğu Tahir Özhan’ın 2 Kasım 2020 tarihinde Malatya Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na kendi el yazısı ile yazmış olduğu dilekçesinde üniversitedeki bazı durumlar hakkındaki rahatsızlığını ve bundan dolayı yaşayabileceği olumsuzlukları dile getirdi.

 

 “Rektörlüğü şikayet ettiniz, size uyarı cezası verildi”

 

Şehit evladı Şehit çocuğu Tahir Özhan’a Malatya Turgut Özal Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinden 1 Nisan 2021 tarihinde gönderilen ve  “2 Kasım 2020 tarihinde  Malatya Valiliğine başvurarak ‘hakkınızda yapılmasından endişe ettiğiniz iftira ve görevlendirmeler’ nedeniyle rektörlüğümüzü şikayet etmeniz nedeniyle … “ şeklindeki ifadeyle başlayan resmi yazı da “UYARI” cezası verildiği belirtiliyor. Aynı yazı da “Üniversite disiplin amirince 19 Mart 2021 tarihinde verilen bu karara” itiraz edilebileceği yada idare mahkemesine başvurulabileceği belirtiliyor.

 

Şehit çocuğu Tahir Özhan, avukatı aracılığı ile Malatya İdare Mahkemesi’ne yaptığı başvuru üzerine Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörlüğünün “rektörlüğümüzü şikayet etmeniz nedeniyle, verilen uyarı cezası” işlemini durdurdu.

 

-Bakan Soylu’nun kesin talimatı var…ama

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzası ile şehit yakını ve gazilerin herhangi bir mağduriyet yaşamaması için iş ve işlemlerden önce resmi kurumların  İl Valilerinden yazılı görüş alınmasına ilişkin genelgesi de bulunuyor. Ancak bu genelgeye rağmen Malatya Valiliğinden yazılı görüş alınmadığı öğrenildi.

 

-Babası gözleri önünde kurşuna dizilen şehit çocuğunun çok ciddi iddiaları var…

Şehit çocuğu Tahir Özhan’ın Malatya Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na vermiş olduğu dilekçesindeki ve üniversitede hakkında başlatılan idari soruşturma aşamalarında da geri adım atmayarak vermiş olduğu ifadelerde geçen iddiaların tüm güvenlik birimlerince araştırılması bekleniyor.

 

 

Şehit çocuğu Tahir Özhan’ın İl İnsan Hakları Kurulu’na kendi el yazısıyla verdiği dilekçesindeki öne sürdüğü iddialar şu şekilde; “

Dilekçede şu ifadeler yer alıyor; “Şehit çocuğu T.Ö. dilekçesinde şu iddiaları dile getiriyor; “Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde Şehit ve Gazi Yakın kadrosunda şoför olarak görev yapmaktayım. Üniversitenin kuruluş tarihinden itibaren makam şoförü olarak rektör yardımcılarına, gerekse genel sekretere makam şoförlüğü yaptım. Mesai kavramı olmadan gece-gündüz hiç ücret (mesai) almadan devletin bana verdiği kadroya ahte vefa duygumla çalışmaya devam ettim. Görev yaptığım süre içerisinde üniversiteye önce 4/D statüsünde görev yapan N.D. isimli şahsın ‘Terör bağlantılı olduğuna dair, güvenlik soruşturması olduğunu duymuştum.  Bu kişiye tekrar 4/B sözleşmeli personel kadrosunun verildiğini öğrendim. Bu kişi aynı zamanda genel sekreterin özel kalemi olarak çalışmakta. Üniversite yöneticilerine; babamın gözümün önünde teröristler tarafından şehit edilmesi nedeniyle bu konudaki hassasiyetimin olmasından dolayı ya beni makam şoförlüğünden almalarını, yada bu kişinin devletin makam aracına binmesini istemediğimi, başka bir araçla gerekirse göndereceğimi, babamın mezarda rahat uyuması adına bunu yapmak zorunda olduğumu söyledim, ama kaale alınmadım.”

 

-İşte şehit evladının diğer iddiaları ….

Şehit çocuğu Tahir Özhan, 27 Kasım 2020 tarihinde açılan soruşturma üzerine üniversite verdiği ifadesinde; “Bana sekterle ilgili bilgiyi rektörlük özel kaleminde çalışan E.B. adlı görevli verdi. Bana, N.D. ile ilgili güvenlik soruşturmasını gördüğünü, bu nedenle işe alınmadığını, işe alınması için eşinden boşanıp eşinin Y. olan soyadı ile değil, kendi kızlık soyadı ile alındığını bana söyledi. İşi alınmadan önce hemen boşanmış olması da söylediklerimi doğruluyor. (N.D. işe girmeden önce gerçekten de Gürün Adliyesinde boşanıyorlar) Ben bu nedenle bir şehit evladı olarak N.D.’yi kullandığım makam aracına hakkındaki iddialardan dolayı binmesinden rahatsız olacağımı hem genel sekretere, hem de personel daire başkanına söyledim. Ancak hiçbir şekilde kaale alınmadım.” iddialarını dile getiriyor.

 

-“Bir şehit evladı olarak ilk vazifem devletime ve şehidime sahip çıkmaktır”

 

Şehit çocuğu Tahir Özhan, ifadesinde şu ifadeleri de kaydediyor;  “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Cumhurbaşkanlığı makamının ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin biz şehit ailelerine vermiş olduğu bütün yasal ve hukuksal haklarımı kullanarak mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. İçinde bulunduğum durum tarafıma bir çıkar sağlamamaktadır, aksine yıldırmaya çalışılarak açılan ve açılacak olan soruşturmalarla tarafım susturulmaya çalışılmaktadır. Bir şehit evladı olarak ilk vazifem devletime ve şehidime sahip çıkmaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun teröre karşı vermiş olduğu mücadeleye sonuna kadar ortak olacağım.”

 

Öte yandan; N.D.’nin Gürün Adliyesinde Gürün Asliye Hukuk Mahkemesinde 2 Kasım 2019 tarihinde eşinden boşandığı öğrenildi. İddiaların N.D.’nin eski eşiyle ilgili de olabileceği ve bu nedenle de güvenlik soruşturmasındaki olumsuzluğun ortadan kaldırılması için boşanmış olabileceği de ileri sürülüyor.  Üniversitenin 4/B personel alım ilanı için ilk 6 Ocak 2020 tarihinde, ikinci diğer ilan ise 27 Haziran 2020 tarihinde yayımlandı.

 

 

-YÖK kamuoyunu bilgilendirecek mi?

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın kamuoyunu bilgilendirmesi bekleniyor.