27 Aralık 2021 Pazartesi
19 Aralık 2021 Pazar
“Güç sarhoşluğu”
Burhan KARADUMAN
Alkol almak, sarhoş olmak günah.
Peki…
“Güç sarhoşluğu” ne olacak?
Birisi “Kafayı bulup” aklından geçiyor.
Diğeri “makamı bulup” kendinden göçüyor.
Sonuç…
Her ikisi de “insanlara zarar veriyor”
Hangisi daha büyük günah?
***
“Kibir; şeytana ait bir özellik”
“Kibir”, aynı zamanda inkardır.
Vatandaşın sırtından ve alın terinden beslenenlerin,
“kendilerini hesap sorulamaz hissetmesi” nedir?
“Oturduğu makamdan şeref kazananların” alkol
almasına gerek var mı?
Zaten kafa gitmiş değil mi?
“İçine yılan
kaçmış gibi herkesi zehirlemek istiyorlar”
***
“Sarhoş olanın” araba kullanması ile “Güç sarhoşu
olanlara” vatandaşın alın terini teslim etmek aynı derecede tehlikelidir.
İkisinin de ne yapacağını kestiremezsiniz…
İkisi de gideceği istikameti bilemez…
Tek fark şu…
Birisi alkol alırken “Aklını” kaybeder….
Diğeri makama otururken “kendini” kaybeder…
Toplum için hangisi daha tehlikeli?
***
Sarhoş, ayıkınca ne yaptığını belki hatırlamaz.
“Güç sarhoşu” ne yaptığını bilir.
Önemli olan şu:
Vatandaşın “Güç sarhoşlarını” hatırlayabilmesi ve
bilmesi.
***
Çirkini öpmemişler kendini namuslu zannetmiş...”
Burhan KARADUMAN
Malatya Çocuk Yetiştirme Yurdu olayını hatırladınız mı?
Hani Malatya oraya yıkılmıştı....
Gerçek mi, sahte mi bilinmez göz yaşları sel olmuştu ...
Anlatılan her hikaye karşısında yürekler burkulmuştu...
Sahi hatırladınız mı?
Yarım asır geçmedi....
Çeyrek asır da olmadı...
Şunun şurası 16 yıl geçmiş, Ekim 2005 tarihinin
üzerinden...
Şimdi Çocuk Yetiştirme Yurdunun yerini sorsanız acaba kaç
kişi bilir...
Filozof George Santayana şöyle diyor; “Geçmişi
hatırlayamayanlar onu tekrarlamaya mahkûmdur.”
Toplumsal duyarlılık kayboldukça, toplumsal hafıza da
kayboluyor....
Gözlem bitince algıla da bitiyor, algısal kayıp
odaklanmayı önlüyor.
Oysa bu dünya da “Ahirette kaybolmama sınavında”
değilmiydik?
***
Adam!.. karşısındaki zarar görsün diye her şeyi yapıyor.
Ancak iş dönüp dolaşıp zararı kendisine dokununca, “Müslüman değilmiyiz”
sorusunu yöneltiyor.
Oysa kendisi zarar görene kadar karşısındakinin de
“Müslüman olduğunu” düşünmüyor, umursamıyor…
Kendi işledikleri kocaman günahları çuvala basanlar,
başkasının küçücük yanlışını duvara asıyorsa, orada “kardeşlik hukuku” yoktur.
***
Siyasetçiydi…
İktidar partisinin Malatya il başkanıydı…
Sokakta hep kalabalık gezer, selam alıp vermekten eli hep
havadaydı…,
Girdiği kurumların kapısında sıkı yönetim komutanı gibi
karşılanırdı….
Şimdi…
Siyasetçi değil…
Partisi tarihe karıştı…
Sokakta tek geziyor…
Eli yanda, başı önde…
Kimse tanımıyor, tanıyanlar da selam vermiyor…
Değermiydi?
Neymiş mesele…
“Çirkini öpmemişler kendini namuslu zannetmiş...”
20 Kasım 2021 Cumartesi
-FETÖ’nün Zirve cinayetlerinden sonra yaşadığı tedirginlik…
-Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen ve 1’i Alman uyruklu 3 misyonerin öldürüldüğü Zirve Yayınevi FETÖ kumpas davasında yargılanan eski jandarma istihbarat Uzman Çavuş Zirve Yayınevi olayından sonra cemaatin yaşadığı büyük tedirginliği anlattı… “Mahrem imam yurtdışına kaçırıldı”- Mahrem imamlar; “Evet, deşifre olunca örgüt bizi Dubai’ye gönderdi”
Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen ve 1’i
Alman uyruklu 3 misyonerin öldürüldüğü Zirve Yayınevi davasında FETÖ silahlı
terör örgütün adına jandarma personeline kumpas kurarak davaya dahil
edilmelerine ve yaklaşık 4 yıl tutuklanmalarına neden olan 1’i tutuklu, 5’i
yurt dışında firar olan toplam 10 sanıklı Zirve Yayınevi FETÖ Kumpas Davası
sanıklarından olan jandarma eski istihbarat personeli olan FETÖ’den itirafçı uzman
çavuş Adnan Dinçer, mahkemeye verdiği
ifadesinde; kendisinden sorumlu FETÖ mahrem imamın Zirve Yayınevi olayından
sonra yurtdışına kaçırıldığını belirterek, “Bu cinayetle ilgili olarak şüpheli
bir durumunun olduğunu anladım” dedi. 2 jandarma mahrem imam olan eski
öğretenler ise örgüt tarafından Dubai’ye gönderildiklerini itiraf ediyor.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca, biri Alman 3 kişinin
öldürüldüğü Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin soruşturma sırasında FETÖ'nün
talimatıyla, kendilerinden olmayan askerleri engellemek ve örgüt mensubu
askerlerin önünü açmak için "İhbar mektupları" gönderilmesine
ilişkin, örgütün sözde TSK imamı Hamdullah Bayram Öztürk, sözde teknik işlerden
sorumlu yardımcısı "Metin" kod isimli Rıdvan Akovalı, sözde Jandarma
Genel Komutanlığı sorumlusu "Atilla" kod adlı Suat Yiğit, sözde
Diyarbakır bölge sorumlusu "Latif" kod isimli Nihat Keskin, mahrem imamlar
Mehmet Ali Badak ve Özgür Birdal ile sözde
gizli tanık İlker Çınar’ında arasında yer aldığı 1’i tutuklu, 5’i firarda olan
10 sanık hakkındaki Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın dosyasında
ilginç ifadeler bulunuyor.
-“Evime geldiğinde çok telaşlıydı, Bana bazı
sıkıntılar olduğunu ve Malatya'dan gideceğini söyledi”
Davada tutuksuz yargılanan ve Zirve Yayınevi döneminde Malatya
İl Jandarma Komutanlığında istihbarat personeli olarak çalışan eski uzman çavuş
Adnan Dinçer ifadesinde; “Malatya'da bu
Zirve Yayınevi saldırısı gerçekleştikten sonraki tarihle emniyetteki ifademde
belirttiğim Vahdettin kod adlı Özgür Birdal ile kendi evimde görüşmüştüm. Vahdettin kod
evime geldiğinde çok telaşlıydı, Bana bazı sıkıntılar olduğunu ve Malatya'dan
gideceğini, cemaatin başka bir yere kendisini tayinini çıkaracağını söylemişti.
Ben de kendisine sıkıntının ne olduğunu sorduğumda, o dönem Malatya İl Jandarma
Komutanı olan Mehmet Ülger ve çalışma arkadaşlarının Zirve Yayınevi cinayetleri
ile ilgili olarak bir dosya hazırladıklarını, bu dosyada kendisinin de isminin
geçtiğini öğrendiğini, bu dosyayı Jandarma Genel Komutanlığına göndereceklerini
duyduğunu, bu sebeple de görev yaptığı Elazığ'dan ayrılması gerektiğini bana
söyledi. Ben bu görüşmeden sonra Vahdettin ile o dönem hiç görüşmedim. Bir iki
yıl geçtikten sonra Muğla ilinde okul müdürlüğü yapan yeğenim H.D., beni aradı ve yanında beni tanıyan biri
okluğunu söyleyerek telefonu ona verdi, Kendisi ile görüştüğüm an bu şahsın
sesinden hemen zaten Vahdettin kod adlı şahıs olduğunu unladım. Halimizi
hatırımızı sorduktan sonra Muğla’da ne yaptığını sordum. Kendisi de bana Menteşe
ilçesinde bağlı Bayır Kasabasında okul müdürlüğü yaptığını, yeğenim H.
soyadının D. olduğunu öğrenince akrabam olduğunu anladığım ve bu şekilde beni
aradıklarını söyledi. Kendisiyle bu şekilde görüşmemiz olunca daha önceki
görüşmemize de bahsettiği üzere cemaatin kendisini buraya tayin ettirdiğini
anladım.” İfadelerini kaydetti.
-“Mahrem imamı yurtdışına kaçırmışlar…”
2009-2010 yıllarında hatırlamadığım bir tarihte bu
Vahdettin kod adli şahıs kapımı çaldı. Kafasında siyah bere vardı ve sadece
gözleri gözükür şekilde giyinmişti. Ben kendisinin bu şekildeki giyinmesinden
de tedirgin olduğunu anladım. Eve davet ettim. Kendisi ile sohbet ettik. Halini
hatırım sorduğumda başlarına çok iş geldiğini, Elazığ’dan Muğla'ya tayini,
çıktıktan sonra cemaatin karı-koca kendilerini meslekten istifa ettirdiğini,
sonra kendilerini İstanbul’da bir eve götürerek bu eve yerleştirdiklerini, daha
sonra da Zirve Yayınevi cinayeti davası gündemden düşmeyip de kendisinin de
tutuklanma ihtimalinin bulunduğundan, kendisini ve eşini cemaatin yurtdışına
kaçırdığını, daha sonra ortalık sakinleşince ülkeye geri döndüğünü ve
muhtemelen öğretmenliğe geri döneceğini, Malatya'ya da kayınpederini ziyarete
geldiğini söylemişti. Ben tam olarak Vahdettin kod adlı şahsın bu Zirve
Yayınevi cinayeti ile ilgisini bilmiyorum. Ancak bu anlattığım olayları ve
kendisi ile yaptığımız görüşmeleri göz önüne aldığımda, bu cinayetle ilgili
olarak şüpheli bir durumunun olduğunu anladım.
Zira dediği şekilde gerçekten tayini de gerçekleşmişti.”
-“Mahrem imama operasyon yapılacaktı, engelledim”
Malatya’da çalışırken FETÖ mahrem imamlarına il komutanı
ve il komutanının yaptığı görüşmeler ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgi
aktardığını da itiraf eden eski istihbaratçı uzman çavuş Adnan Dinçer, Malatya İl Jandarma Komutanlığının 2006
yılında FETÖ mahrem imamına yönelik operasyonunu da engellediğini de itiraf
ederek olayı şu şekilde anlattı; “Tarihini tam hatırlamadığım bir günde Mehmet
Çolak (FETÖ kumpası ile cezaevinde 4 yıl yattı) yanıma geldi ve bana hitaben; ‘Hemen çıkalım
ihbarda bulunacağız’ şeklinde söyledi. Ben de kendisine; ‘Ne ihbarı?’ şeklinde söyledim. Akabinde bana hitaben; ‘Elazığ'dan
Malatya'ya bir araç gelecek, içinde silah ve mühimmat var. Malatya'da eylem
yapacak’ şeklinde sözler söyledi ve gelen aracın plakasını da bana söyledi. Plakayı
söyleyince ben de bu plakanın Özgür Birdal'a ait olduğunu anladım. Bunun
üzerine hemen Vahdettin kod adlı özgür Birdal'ın acil durumlarda aramamız için
vermiş olduğu şu an numarasını hatırlamadığım numarasını kontörlü hattan aradım
ve bu hafta sonu Malatya'ya gelip gelmeyeceğini sordum. O da geleceğini
söyledi. Ben de kendisine kendi aracı ile gelmemesini, dolmuş ile gelmesini
söyledim ve sonrasında Malatya'ya geldiğinde olayı kendisine anlattım. Ben, bu
aramayı tarihini hatırlamadığım bir Cuma gününün akşamı 2006 yılında yaptığımı
hatırlıyorum. Aradığım kontörlü hattın yerini de istenilmesi halinde
gösterebilirim. Özgür Birdal'dan sonra
Orhan Kod adlı Nihat geldi onunla fazla görüşmem olmadı, sonra Mehmet Ali Badak
ile fazla görüşmemiz olmadı ondan sonra Maden Mühendisi biri vardı onunla
görüştüm sonra Adana iline tayin oldum gittim.”
-Mahrem imamlar; “Örgüt bizi Dubai’ye gönderdi”
Jandarma mahrem imam ve eski öğretmen Özgür Birdal’da
mahkemedeki ifadesinde; “Mahrem imam olarak 2006 yılının sonlarına doğru
deşifre oldum. Ben görevi öğretmen Mehmet Ali Badak’a devrettim. Dönemin Alay Komutanı
Albay Mehmet Ülger, cemaate karşıydı. Ve bizi deşifre etti. Alay Komutanının
her adımını takip ediyorduk, ziyaretlerini ve görüşmelerini biliyorduk. Zirve Yayınevi davasına gönderilen ihbar
mektupları FETÖ’nün yazım jargonuna benziyor. Zirve Yayınevi cinayetleri
sonrasında Jandarma Genel Komutanlığında örgütün üst düzey yöneticisi olarak
bildiği Rıdvan Akovalı Malatya’ya geldi ve havaalanında alarak bir internet
kafeye bıraktım, daha sonra 2 saat sonra geri alıp havaalanına bıraktım. Deşifre
olmamız nedeniyle öğretmenlikten istifa ederek örgütün TSK imamı olan Hamdullah
Öztürk tarafından 2008 yılında diğer mahrem imam Mehmet Ali Badak ile birlikte
Dubai’ye gönderildik.”
Jandarma mahrem imamı ve eski öğretmen Mehmet Ali Badak
ise verdiği ifadesinde sorumluluğundaki jandarma personelinden örgütün istemiş
olduğu bilgileri aldığını itiraf ederek, 2007 Ocak’ta deşifre olunca örgütün
yönlendirmesi ile öğretmenlikten istifa ettiğini ve örgüt tarafından yurtdışına
gönderildiğini mahkemede anlattı.
Zirve Yayınevi Davasına dahil edilerek tutuklanan,
yargılama sonucunda beraat eden Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Malatya eski İl
Jandarma Komutanı Emekli Kurmay Albay Mehmet Ülger, dönemin Malatya İl Jandarma
Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Yarbay Haydar Yeşil, İnönü Üniversitesi
Öğretim Görevlisi Ruhi Abat, dönemin İl Jandarma Komutanlığında görevli
Astsubaylar Abdullah Atılgan ve Murat Göktürk, uzman çavuşlar Mehmet Çolak,
Adil Akçay ve Adem Gedik ile sivil Levent Kağan Türk’ün (Levent Gelegen)
FETÖ’nun kurduğu kumpas nedeniyle davada mağdur olarak yer alıyorlar.
Mağdurların büyük bir bölümü yaklaşık 4 yıl cezaevinde tutuklu kalmıştı.
Davanın sanıklarından İlker Çınar tutuklu yargılanırken,
eski istihbarat uzman çavuş Adnan Dinçer, jandarma mahrem imam öğretmenler
Özgür Birdal ve Mehmet Ali Badak tutuksuz, FETÖ’den tutuklu Nihat Keskin ile
birlikte halen yurtdışında firar olan TSK imamı ve örgütün yaın organi Zaman
Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Hamdullah Bayram Öztürk, sözde teknik işlerden
sorumlu yardımcısı "Metin" kod isimli Rıdvan Akovalı, sözde Jandarma
Genel Komutanlığı sorumlusu "Atilla" kod adlı Suat Yiğit, Deniz Civelek
ve Nihat Özçelik yargılanıyor.
Malatya’da 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen olay da
misyoner kitaplarını satışını yapan Zirve Yayınevi’nde 1’i Alman uyruklu 3
misyonerin öldürülmüştü. Olayın şüphelisi olarak 5 genç, olay yerinde suçüstü
yakalanmış ve 12 yıl süren yargılama sonucunda her sanık 3’er kez
“ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası ile 39’ar yıl 9’ar ay hapis cezası
almıştı.
17 Kasım 2021 Çarşamba
MTÜ’den Şehit Çocuğuna Ceza!..
Malatya’da alçak terör örgütüne boyun eğmediği için evi
basılarak çocukları ve yeğenlerinin de olduğu 11 kişinin gözleri önünde kurşuna
dizilen kahraman şehit köy muhtarının oğluna; çalıştığı Malatya Turgut Özal
Üniversitesi’ndeki bazı durumları İl İnsan Hakları Kurulu’na bildirince,
“Rektörlüğümüzü şikayet etmeniz nedeniyle size uyarı cezası verildi” tebliğinin
gönderildiği ortaya çıktı. Şehit çocuğunun dilekçesinde devletin tüm güvenlik
birimlerince araştırılması gereken çok ciddi iddiaları var.
Sık sık Ankara’da Beştepe bürokratları ile hatıra
fotoğrafı paylaşarak, yasa ve yönetmeliklere uymadığı iddia edilen idare
anlayışına tepki gösteren personel üzerinden psikolojik baskıyı amaçladığı öne
sürülen MTÜ Rektörü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut’un bir şehit yakını
üniversite personeli için yaptığı cezai işlem tepki topladı.
-Evi basıldı, 11 kişinin gözleri önünde kurşuna
dizildi
Terör olaylarının arttığı, alçak terör örgütü PKK’nın aynı
zamanda kendilerine yardım ve yataklık etmeyen muhtarları da şehit ettiği
dönemdi. Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Kelhalil Köyünde terör örgütüne
karşı duran, alçak terör örgütü PKK’yı köyüne sokturmayan ve bir oğlu da o
dönem uzman çavuş olan muhtar Hasan Özhan’ın 22 Temmuz 1994 tarihinde saat
20.30’da evi basıldı, muhtar evde büyük çoğunluğu çocuk ve kadın olan 11
kişinin gözleri önünde şehit edildi.
İşte o gece
babasının şehadetinde son nefesini verirken yanı başında olan şehidin çocuğu
Tahir Özhan, çalışmış olduğu Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde rahatsız olduğu
bazı konuları İl İnsan Hakları Kurulu’na bildirerek şikayetçi oldu.
-Şehidin çocuğu üniversitede şoför olarak çalışıyor…
Alçak terör örgütü tarafından babası gözleri önünde şehit
edilen Tahir Özhan, İnönü Üniversitesi’nde görev yaparken, kuruluş aşamasında
Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde “Şehit yakını kadrosu” ile şoför olarak
görev yapmaya başladı.
Şehit çocuğu Tahir Özhan’ın 2 Kasım 2020 tarihinde
Malatya Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na kendi el yazısı ile yazmış olduğu
dilekçesinde üniversitedeki bazı durumlar hakkındaki rahatsızlığını ve bundan
dolayı yaşayabileceği olumsuzlukları dile getirdi.
“Rektörlüğü
şikayet ettiniz, size uyarı cezası verildi”
Şehit evladı Şehit çocuğu Tahir Özhan’a Malatya Turgut
Özal Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinden 1 Nisan 2021 tarihinde gönderilen
ve “2 Kasım 2020 tarihinde Malatya Valiliğine başvurarak ‘hakkınızda
yapılmasından endişe ettiğiniz iftira ve görevlendirmeler’ nedeniyle
rektörlüğümüzü şikayet etmeniz nedeniyle … “ şeklindeki ifadeyle başlayan resmi
yazı da “UYARI” cezası verildiği belirtiliyor. Aynı yazı da “Üniversite
disiplin amirince 19 Mart 2021 tarihinde verilen bu karara” itiraz
edilebileceği yada idare mahkemesine başvurulabileceği belirtiliyor.
Şehit çocuğu Tahir Özhan, avukatı aracılığı ile Malatya
İdare Mahkemesi’ne yaptığı başvuru üzerine Malatya Turgut Özal Üniversitesi
Rektörlüğünün “rektörlüğümüzü şikayet etmeniz nedeniyle, verilen uyarı cezası”
işlemini durdurdu.
-Bakan Soylu’nun kesin talimatı var…ama
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzası ile şehit yakını ve
gazilerin herhangi bir mağduriyet yaşamaması için iş ve işlemlerden önce resmi
kurumların İl Valilerinden yazılı görüş
alınmasına ilişkin genelgesi de bulunuyor. Ancak bu genelgeye rağmen Malatya
Valiliğinden yazılı görüş alınmadığı öğrenildi.
-Babası gözleri önünde kurşuna dizilen şehit çocuğunun
çok ciddi iddiaları var…
Şehit çocuğu Tahir Özhan’ın Malatya Valiliği İl İnsan
Hakları Kurulu’na vermiş olduğu dilekçesindeki ve üniversitede hakkında
başlatılan idari soruşturma aşamalarında da geri adım atmayarak vermiş olduğu
ifadelerde geçen iddiaların tüm güvenlik birimlerince araştırılması bekleniyor.
Şehit çocuğu Tahir Özhan’ın İl İnsan Hakları Kurulu’na
kendi el yazısıyla verdiği dilekçesindeki öne sürdüğü iddialar şu şekilde; “
Dilekçede şu ifadeler yer alıyor; “Şehit çocuğu T.Ö.
dilekçesinde şu iddiaları dile getiriyor; “Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde
Şehit ve Gazi Yakın kadrosunda şoför olarak görev yapmaktayım. Üniversitenin
kuruluş tarihinden itibaren makam şoförü olarak rektör yardımcılarına, gerekse
genel sekretere makam şoförlüğü yaptım. Mesai kavramı olmadan gece-gündüz hiç
ücret (mesai) almadan devletin bana verdiği kadroya ahte vefa duygumla çalışmaya
devam ettim. Görev yaptığım süre içerisinde üniversiteye önce 4/D statüsünde
görev yapan N.D. isimli şahsın ‘Terör bağlantılı olduğuna dair, güvenlik
soruşturması olduğunu duymuştum. Bu
kişiye tekrar 4/B sözleşmeli personel kadrosunun verildiğini öğrendim. Bu kişi
aynı zamanda genel sekreterin özel kalemi olarak çalışmakta. Üniversite
yöneticilerine; babamın gözümün önünde teröristler tarafından şehit edilmesi
nedeniyle bu konudaki hassasiyetimin olmasından dolayı ya beni makam
şoförlüğünden almalarını, yada bu kişinin devletin makam aracına binmesini
istemediğimi, başka bir araçla gerekirse göndereceğimi, babamın mezarda rahat
uyuması adına bunu yapmak zorunda olduğumu söyledim, ama kaale alınmadım.”
-İşte şehit evladının diğer iddiaları ….
Şehit çocuğu Tahir Özhan, 27 Kasım 2020 tarihinde açılan
soruşturma üzerine üniversite verdiği ifadesinde; “Bana sekterle ilgili bilgiyi
rektörlük özel kaleminde çalışan E.B. adlı görevli verdi. Bana, N.D. ile ilgili
güvenlik soruşturmasını gördüğünü, bu nedenle işe alınmadığını, işe alınması
için eşinden boşanıp eşinin Y. olan soyadı ile değil, kendi kızlık soyadı ile
alındığını bana söyledi. İşi alınmadan önce hemen boşanmış olması da
söylediklerimi doğruluyor. (N.D. işe girmeden önce gerçekten de Gürün Adliyesinde
boşanıyorlar) Ben bu nedenle bir şehit evladı olarak N.D.’yi kullandığım makam
aracına hakkındaki iddialardan dolayı binmesinden rahatsız olacağımı hem genel
sekretere, hem de personel daire başkanına söyledim. Ancak hiçbir şekilde kaale
alınmadım.” iddialarını dile getiriyor.
-“Bir şehit evladı olarak ilk vazifem devletime ve
şehidime sahip çıkmaktır”
Şehit çocuğu Tahir Özhan, ifadesinde şu ifadeleri de
kaydediyor; “Cumhurbaşkanımız Recep
Tayyip Erdoğan liderliğinde Cumhurbaşkanlığı makamının ve Türkiye Cumhuriyeti
Devletimizin biz şehit ailelerine vermiş olduğu bütün yasal ve hukuksal
haklarımı kullanarak mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. İçinde bulunduğum
durum tarafıma bir çıkar sağlamamaktadır, aksine yıldırmaya çalışılarak açılan
ve açılacak olan soruşturmalarla tarafım susturulmaya çalışılmaktadır. Bir
şehit evladı olarak ilk vazifem devletime ve şehidime sahip çıkmaktır. Sayın
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Sayın İçişleri
Bakanımız Süleyman Soylu’nun teröre karşı vermiş olduğu mücadeleye sonuna kadar
ortak olacağım.”
Öte yandan; N.D.’nin Gürün Adliyesinde Gürün Asliye Hukuk
Mahkemesinde 2 Kasım 2019 tarihinde eşinden boşandığı öğrenildi. İddiaların
N.D.’nin eski eşiyle ilgili de olabileceği ve bu nedenle de güvenlik soruşturmasındaki
olumsuzluğun ortadan kaldırılması için boşanmış olabileceği de ileri
sürülüyor. Üniversitenin 4/B personel
alım ilanı için ilk 6 Ocak 2020 tarihinde, ikinci diğer ilan ise 27 Haziran
2020 tarihinde yayımlandı.
-YÖK kamuoyunu bilgilendirecek mi?
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) ve YÖK Başkanı Prof. Dr.
Erol Özvar’ın kamuoyunu bilgilendirmesi bekleniyor.
28 Ekim 2021 Perşembe
Soytarılara makam verirseniz, Malatya'yı sirke çevirirler!.. 8
Normal şartlarda dışarıda sivil bir vatandaş böyle bir iş yapsa, yasadaki karşılığı hem sahtekârlıktır, hem de üçkağıtçılıktır. Yargılanacağı mahkeme ise Ağır Ceza Mahkemesidir.
Burhan KARADUMAN
Hikaye şöyledir;
Bağırır bürokrat müsveddesi; “Verin ilanı, 3 elaman alıyorum” …
Sanki babasının çiftliğine seyis alıyor.
Babasının çiftliği olsa böyle eleman alamaz…
Yanındaki el pençe boynunu büker, “Efendim onların bir özelliği yok ki, ne yazalım özelliğine. Eşeğe bindirip gönderseniz hem eşek kaybolur hem kendileri. Boy ve kilosunu yazamayız, o kilo ve boydan mutlaka birileri rakip olarak çıkar. Size dedikodu taşımaktan, insanlara yalan söylemekten, namuslu insanlara iftira atmaktan başka bir özellikleri bulunmuyor bunların.”
Hani “Yüzünü şeytan görsün” dedikleri tipler vardır, bürokrat müsveddesi de böyle biridir ve hemen şeytani tarafını çalıştırır; “Hemen Türkiye'de şimdiye kadar olmayan bir konuda bir kurs açıyorsunuz, bana yakın 10 elemanımı kursiyer olarak yazıyorsunuz, sertifikalarını renkli yazıcıdan çıkartıp veriyorsunuz. Bunlardan 3 tanesini hemen o sertifikanın özelliğini yazarak işe alıyoruz. 1 saatte bu iş bitsin.”
Yanındakinin bir anda nefesi kesilir, yutkunur, boynunu sağa sola çevirmek ister, yapamaz.
Eli ayağı boşalmıştır.
Bir saat içinde “kurs düzenlenir”, sonra renkli yazıcıdan sertifika baskısı çıkartılır, sonra ise iş resmiyete binsin diye döner sermayeye para yatırılır.
Hepsi bir saatte bitirilir…
Her zaman, her yerde mutlaka bir gören vardır. Hiç kimse görmese bile Allah görüyor.
Bürokrat müsveddesinin artık işe alacağı adamlarının, sokakta namusluca iş arayan, şerefiyle ekmek arayan insanlarda olmayan birer sertifikası olmuştur. Sokakta namusluca iş arayanlar o ilana başvuramayacaktır. Çünkü öyle bir sertifika sadece bürokratın kendi adamlarında vardır. Aynı sertifikadan Türkiye'de ikincisi yokturdur.
Normal şartlarda dışarıda sivil bir vatandaş böyle bir iş yapsa, yasadaki karşılığı hem sahtekârlıktır, hem de üçkağıtçılıktır. Yargılanacağı mahkeme ise Ağır Ceza Mahkemesidir.
Sivil bir vatandaş böyle bir iş yapsa, hayatı boyunca devlet memuru olamaz.
Ama….
Önemli olan elde edilen “gayrimenkuller zincirine” Çırmıhtı-Şahintepe’sinde “Yeni bir gayrimenkul” halkası eklemektir.
Gerisi pekte önemli değil bunlar için.
Ama şunu unutuyorlar; Mutlaka bir gören vardır…
***
Soytarılara makam verirseniz, Malatya'yı sirke çevirirler!.. 7
Bürokratların hovardaca yaptığı harcamaların faturasını halk her zaman siyaset makamına ödetir.
Burhan KARADUMAN
Üç günlük dünyada Malatya’da 1 günlüğüne geldikleri makamların verdiği şımarıklıkla, şahsiyetlerini kaybederek Milletle, hatta şehit çocukları ile uğraşmaktan zevk alan soytarılar, Ankara’nın karanlık sokaklarında kaybettikleri çocuklarını bulamıyorlar…
İlahi Adalet mi desek acaba?
Çünkü, her yaptığınızı gören bir kudret var ve siz bu kudretin farkında değilsiniz.
Çok yazık...
Kendi çocuklarını bile kaybedecek derece de kendilerini kaybetmiş durumdalar ama asla ibret almıyorlar…
Bütün dünya sizin olsa ne yazar...
Ankara’da villan, İzmir’de yazlığın olsa, devletin bütçesinden çocuklarına tahsis ettiğin makam araçların olsa ne yazar…
Ama unutmayın: Bir gören her zaman vardır...
***
Dün…
Daha dün…
Çok değil…
28 Şubat sonrasıydı…
Herkes hatırlar…
Belgelere, vesikalara bakarak hafıza tazelemeye gerek yok…
Herkesin aklında, herkesin gözünün önünde…
Başörtülü öğrencilerin en çok sıkıntı çektiği dönemdi…
İnönü Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için “memleketin en büyük rektörü” diye saf tutunlar, bugün atama ile geldikleri makamları aile çiftliğine çevirenlerin yanında protokol ile karşılanıyor.
Dün Fatih Hilmioğlu’nun “demokrasi dışı siyasal uygulamalarına” sahip çıkarak çanak tutanlar; bugün 100 yıl yatsalar bile rüyalarında göremeyecekleri makamlara atamayla gelenlerin yanında saf tutuyorlar.
Bir de utanmadan konuşunca “Fatin Hilmioğlu böyle yaptı, şöyle yaptı” demezler mi?
Ulan; madem Fatih Hilmioğlu kötüydü, peki ona “iyi diyenleri” niye yanınızda gezdiriyorsunuz ya da “tetikçi” diye yanınızda dolaştırıyorsunuz?
Hayırdır?
Bu soytarılık değil mi?
***
Bu memlekette bir tek bürokratlar çalışıyor…
Hem de çok güzel çalışıyorlar (!)
Güzel güzel işler çıkartıyorlar…
30 yıl çalışıp, hiç yemeden içmeden para biriktirseler standart bir eve sahip olamayacak 657’ye tabi olanlar; ultra lüks evlere, villalara, şatolara, yiyerek içerek, eğlenerek, hayatı hızlı yaşayarak, alemlere akarak sahip oluyorlar.
50 yıl hiç yemeden, içmeden para biriktirseler Ankara’da orta halli bir eve sahip olamayacak Malatya’nın bürokratları, Ankara”da villa, İzmir’de ultra lüks yazlık sahip olabiliyor.
Hem de yiyerek içerek, dolaşarak, yatarak, tıka basa tıkanarak, yurt dışında eşiyle, çocuklarıyla pahalı otellerde tatil yaparak milyonluk villalar, lüks konutlar, lüks otomobillere sahip olabiliyor.
Peki kimin parasıyla?
Tabii ki halkın parasıyla, Malatyalının parasıyla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkesin hakkı olan paraya…
Yani çalarak, çırparak, usulsüzlük yaparak, yolsuzluk yaparak zimmetine geçiriyorlar halkın parasını…
Siyasilerin adı çıkmış, bu bürokratların hızına yetişemezler…
AK Parti’den 1 dönem Malatya milletvekilliği yapan Ankara’da kirada oturuyor…
AK Parti’den 2 dönem Malatya milletvekilliği yapan Ankara’da kirada oturuyor…
AK Parti’den 2 dönem Malatya milletvekilliği yapan Malatya’da 20 yıldır aynı evde oturuyor.
AK Parti’den 2 dönem Malatya milletvekilliği yapan İstanbul’da 20 yıldır aynı evde oturuyor.
MHP’den 1 Dönem Malatya Belediye Başkanlığı yapan, şehirden giderken borçlarını baba evini satarak kapatıyor.
2 dönem İnönü Üniversitesi Rektörlüğü yapan bilim insanı, görevini devrederken, rektörlüğe başladığı ilk gün üniversiteye geldiği aracıyla üniversiteden çıkış yapıyor.
Ama Malatya’daki sonra görme atanmış bürokratçığın bacak kadar çocuğu üniversiteye gidince hemencik altına makam arabacığı çekiliyor…
Milletvekillerinin adı çıkmış…
Fatura milletvekillerine kesilecek…yazık!..
Bürokratların halkın cebinden yaptığı hovardaca harcamaların, usulsüzlüklerin, israfın, yolsuzlukların faturasını halk her zaman siyaset makamına ödetir.
Bir gören her zaman vardır...Buna her zaman inanın…
Kul görmese bile Allah görüyor…
Allah korkusu olanlar için bu durum yetmez mi?
***
13 Ekim 2021 Çarşamba
Bürokratik sistem, yerel gazeteler ve 2023 hedefi
(13 Ekim 2021 tarihli Malatya Net Haber Gazetesinde Yayınlanmıştır.)
Türkiye 9 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla Cumhurbaşkanlığı sistemine geçti, bu sistemi yaşıyor, ancak en büyük sıkıntı halen bürokratik sistemin Cumhurbaşkanlığı sistemine monte edilememiş olması.
“Atanmış” bürokratlar halen aklını başına almış değil.
“Atanmış” bürokratlar halen kokuşmuş sistemin bekçiliğini yapıyorlar.
Siyasetçilerin peşinden “kedi gibi geziyorlar”, ama makama gelince, altlarına makam arabası çektirince “hepsi kaplan kesiliyor.”
Alanda, uygulamada, kamuoyunda; yaşanan, tepki gösterilen ve AK Parti’ye zarar veren noktalara bakın; altında “silik”, “projesiz” “izansız”, “fehimsiz” “haddini bilmeyen” atanmış bürokratların çıktığını göreceksiniz.
En azında ben Malatya’da bunu görüyorum.
AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a en büyük zararı; hata yaptıklarında hesap sorulmayan, “güçlü referanslar” nedeniyle kendilerinden hesap sorulamayacağını sanan AK Parti’nin atadığı “AKP’li bürokratlar” veriyor.
***
Malatya’daki bürokrat sıkıntılı da, Ankara’dakiler sıkıntısız mı?
Bürokratlar şimdi en büyük sıkıntıyı 2023 hedefi için vermeye başladılar.
“Yerel gazetecilik Bombası” bürokratik sistemin halen yaşadığını gösteriyor.
Aynı anda, Türkiye’nin her köşesin de yayınlanan yaklaşık 1.000 gazetenin ilan gelirini azaltma çabasına giren ve bu ayak oyunları ile “yerel gazeteciliği” bitirme noktasına getirecek olan bürokratlar, aslında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 hedefleri için “medya ve iletişim” alanında en büyük zararı vermeye hazırlanıyorlar.
Belki “yerel gazeteler” bitebilir, ancak “yerel gazetecilik” bir şekilde devam eder, devam etmek zorunda.
***
Beştepe’de Sayın Cumhurbaşkanına “basın danışmanlığı” yapanlar hiçbir zaman “yerel gazete yayıncılığı” projesini geliştiremediler. Yerel gazeteler ile Sayın Cumhurbaşkanı arasında köprü olamadılar. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın defalarca ziyaret ettiği illerde bir tane yerel gazetelerle yapılmış söyleşi ve özel röportaj haberini bile yayınlatamayan basın danışmanları var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık 20’kez geldiği Malatya’da böyle bir organizasyon göremedik. Yerel gazete muhabirleri, illerindeki sorunları, yaşananları yada perde arkasındaki “ayak oyunlarını” direk aktaramadılar. Başın danışmanları arada “Berlin duvarı” gibi durdular. Günümüz de bile Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın günlük haber, fotoğraf ve videolarını aynı anda Türkiye’nin her köşesindeki başta yerel gazeteler olmak üzere tüm yerel medyaya göndermeyi beceremeyen, servis edemeyen basın danışmanları, yerel gazetelerle ilgili yapılan olumsuz çalışmaları elbette bilemezler. Umursamazlar, onlar için varsa yoksa “gökdelen medyası” var. Ya da “Gökdelen medyasından” geldikleri için Anadolu’nun küçük yerel gazeteleri göremezler.
2023’e doğru giderken Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önündeki taşları kaldırması sorumluluğu olanlar, gördüğümüz kadarıyla yollara çukur kazıyorlar.
***
Her şeyi bitirdiniz, hallettiniz bir yerel gazete ilanı mı kaldı?
Tasarruf mu istiyorsunuz….
Kendilerinden hesap sorulamayacağını sanan özel siyasi referanslı bürokratlardan hesap sorulmadığı sürece bu ülkede tasarruf edilemez. Çünkü en büyük hovardalığı onlar yapıyorlar.
Yada…
Usulsüzlüğü veya yolsuzluğu ortaya çıkan, belgelenen bürokrat kim olursa olsun, referansı hangi isim olursa olsun gözünün yaşına bakmayın. NOKTA.
12 Ekim 2021 Salı
Uzayda kayısı tüketilir mi, ya da film fırıldaklıklar...
Burhan KARADUMAN
(12 Ekim 2021 tarihli Malatya Net Haber Gazetesi'nde Yayınlanmıştır)
Uzay turizminin gelişmesi için farklı etkinlikler gerçekleştiriliyor.
Bu durum "deniz, kum, sahil turizmi" ön planda olduğu için pek önemsenmemiş olabilir ülkemiz de.
"İklim değişikliği" bizim turizmi vurur mu, vurmaz mı, onu "kumdan akademik çalışma" yapanlar mutlaka düşünürler.
Ama geleceğin turizm konu başlıklarından birisinin "Uzay yolculuğu" olacağı kesindir.
***
Belki uzay aracı yapmamız yada ikinci el alıp kullanmamızı zaman alabilir.
Orası ayrı mesele...
Malatya için mesele şu; kayısı kuru veya yaş olarak uzayda tüketilebilir mi?
Kayısının uzayda yaş olarak raf ömrü ne kadardır?
Kayısının kuru olarak tüketim ömrü uzayda ne kadar olacak?
Bunların hepsi hesap-kitap, laboratuvarı konuları.
Tabi birde kayısı çekirdeği var....
Kayısı çekirdeği uzayda tüketilirse diş kırar mı?
Yada kayısı çekirdeği tozu...
***
Benim de düşündüğüm şeye bakın...
Olacak işmi yani...
Kayısı uzayda tüketilir mi, tüketilmez mi...
Memlekette başka film-fırıldak ve soytarılıklar almış başını gidiyor.
Memlekette kadını işe almak için nedense “özel şartname” hazırlıyorlar, bakıyor kocasının sicili güvenlik açısından bozuk, hemen kadını kocadan boşandırılıp kamu kurumunda işe alıyorlar.
İnanın bir bakanın çocuğu olsa böyle bir imtiyaz göremez...
Bende tutmuş, kayısı çekirdeği tozundan kurabiye yapılıp, uzayda tüketilir mi diye soruyorum, olmaz ki.
***
Elazığ- Sivrice merkezli olarak 24 Ocak 2020’de meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremde sonrasında ortaya sadece yıkılmış binalar değil, "bürokraside yıkılmış ar damarları da" ortaya çıkmıştı...
Malatya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından yıkım listesine alınan okul ve sivil vatandaşlara ait binalar ihalesiz, özel olarak birilerine 7 yıldızlı otel hizmeti gibi servis edildiği "müfettiş raporlarına" yansımıştı.
O müfettiş raporunda YİKOB'un pazarlık usulü yaptığı ihalelere dikkat çekilmişti..
Rapora göre; YİKOB'tan “Bir yılda 1 firma 28, bir firma 26, bir firma 18 defa ihaleye davet edilmiş”
1 yılda 19 defa ihaleye davet edilen kişi, geçmişte milletvekili aday adayı olan bir isim.
Müfettiş raporu kamuoyuna yansımıştı...
O rapordan sonra belki bu tipler ortada görünmez diyordum, utanır sanıyordum.
Bu rapordan sonra iktidar mensubu Malatya Milletvekilleri, "Bu tipler bize ve memlekete zarar veriyor" demişlerdir diye umuyordum.
Sonra bir baktım ki, adam "genel merkezde" üst düzey yöneticilerle fotoğraf paylaşmaya devam ediyor...
Bu işler bu kadar kolay mı?
Yada Malatya'da siyaset yapanlara ödenmiş bir bedelin sonucu mu?
Ankara'da fotoğraf paylaşıyorlar, Malatya'da pastayı paylaşıyorlar...
Ayıptır...
Sonra bende tutturmuş, uzayda kayısı tüketilirmi, tüketilirse raf ömrü ne olur, diye soruyorum.
Olmaz ki...
9 Ekim 2021 Cumartesi
Durun!...”Utanmayı” Öldürmeyin
Burhan KARADUMAN
“Tüyü bitmemiş yetim hakkını götürdüğünü herkes biliyor ve görüyor”, götüren utanmıyor, en kötüsü görenlerde utanmıyor…
“Ahlaksızlıktan suçüstü yapılmış”, utanmadan siyaset merdivenlerinde oturuyor…
“Devletin parası ile hovardalık yapmış” utanmadan toplumda geziyor…
“Kurumdaki çalışanı Malatya dışına götürüp çocuğuna özel şoför yapmış” utanmıyor…
“İcra borcunu ihale verdiği müteahhidin kredi kartı ile ödetmiş” utanmıyor…
Dolandırıcılıktan işlem görmüş utanmıyor…
Esrar satmaktan ceza almış utanmıyor…
“Hırsızlığı tescillenenler” olimpiyat madalyası bekler hale geldi…
Sokaklar utanmadan dolaşanlarla doldu…
En kötüsü şu;
Bu tiplerle oturup kalkan da utanmıyor.
***
“Utancın ölümü hızlandıkça” toplumda hırsızlık, arsızlık, üçkağıtçılık, namussuzluk artış göstermeye başladı…
Utanmazlığın en ağır durumları yaşanıyor.
“Utancın ölümü” hem siyasetimize, hem de kültürümüze nüfuz ediyor.
Dikkatimi çekiyor…
Sizin de dikkatini çeksin….
Türkiye’de ve Malatya’da “dini hassasiyete” dayalı vakıf ve derneklerin ülke tarihinde en yüksek seviyede olduğu bir dönemde; İslami hassasiyetten uzak toplumsal vakalar da olağanüstü artış olması normal mi?
Esrar içenlerde ve esrar satanlarda artış olması normal değil. Malatya’da son 9 ayda sadece esrar satmaktan tutuklananların sayısı bine yaklaştı.
Malatya Ağır Ceza Mahkemelerindeki davaların yarısı neredeyse “cinsel suçlarla” ilgili davaları kapsıyor. Normal mi?
Çevrenize bakın…
Hırsızlık yapanların, malı çalınandan daha mutlu olduğu bir dönem yaşanıyor.
Namussuzluk yapanların, namuslulardan daha itibar gördüğü bir süreç inşa ediliyor.
Yalan söyleyenlerin başköşe yapıldığı, doğru söyleyenlerin oturacak yer bulamadığı bir toplum yapısı oluşturuluyor.
“Kim en çok yalanı söylerse o şampiyon” diye bir düşünce türedi ve yavaş yavaş toplumun tüm katmanlarında karşılık buluyor.
Niye mi?
Utanma yok..
“Utancın ölümü hızlanıyor”…
***
Durun!..
Utanmayı öldürmeyin!..
Yoksa insanlık ölecek…
Unutmayınız; utanmamazlık tüm salgınlardan daha tehlikelidir




